Volkan Midilli

9.11.2006

olimpos

Bu yaz aslında çokda sevmediğim Antalyadaydım. Antalya da nemin ne kadar fazla olduğunu bilirsiniz veya duymuşsunuzdur. Bu yüzden yaz tatillerinde gitmeyi düşündüğüm yerler listesine pek girmez :D Fakat bu sene kuzenimin ısrarlarıyla Antalya Olimposu da listeye ekledim ve gittim.

Antalya da bukadar güzel bir yer olacağını düşünmüyordum açıkçası. Tarihi bir kentin içinden geçerek sahile ulaşıp denize girmek değişik bir duygu. Koyun ortasından doğru denize karışan bir akarsu var ( suyu buz gibi ) bu akrsuyun denize karışması akdeniz sıcak ve tuzlu denizini çok güzel bir deniz suyuna çeviriyor. Öğleden sonra koyun üzerine düşen gölge Antalyanın o meşur sıcağından koyda denize girenleri koruyor.

Olimposun çevresi de tarihi kentlerle dolu. Ormanların arasında kalan bu tarihi kentleri dışarıdan görmek neredeyse imkansız. Olimposdan Kemere doğru giderken Çıralı (Yanartaş) var. İlginç biryer sahilden dağın tepesine doğru bir kilometreye yakın bir yol var yürüyerek çıkılıyor. tepede kayaların içinden çıkan alevler insanı şaşırtıyor. Bazı gezi grupları bu ateşlerde sucuk kızartıp şarap içiyorlar :)

Olimpos turumuza bir sonraki yazımızda devam edeceğiz. Şimdilik bu kadar...

2.03.2006

Kurtlar Vadisi Irak


Çok hoşuma giden bir filmdi. Film hakkında yorum yapmayacağım, çünkü film eleştirmeni değilim. Herkes kendi işini yapmalı değilmi ;)

10.14.2005

Ramazan ve Sultanahmet

Çarşamba günü arkadaşlarla Sultanahmette buluşup iftar yapacaktık. Ben kız arkadaşımla sultanahmete iftar vaktinden yaklaşık kırkbeş dakika önce gittim. Her sene kurulan dükkanları gezdik. Geçen senelere göre daha güzel olmuştu. Bu sene hipodromdaki iki caddeye dağıtmışlar dükkanları ve geçen senelerdeki izdihamı önlemişler. Dükkanlar arasında tarihi eserlerle dolu bir meydan oluşmuş. Bu meydana Hipodrom denilirmiş eskiden. İçerisinde Alman çeşmesi, Theodosius Dikili Taş, Konstantin Sütunu (Orme Odelisk), Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun) eserlerini barındırıyor. Bu meydanı gezerken tarihimizin ne kadar zengin olduğunu birkez daha fark ettim ve haklı olarak gururlandım.

İftara yirmi dakka kala tarihi Sultanahmet köftecisinin önündeydik ama elli kişiye yakın bir sıra vardı. Diğer arkadaşlarımızla burada buluşacağımız için sıraya girdik ve bekledik. İftar vaktine on dakika kalana kadar içeriye iftar yapacak olan kişileri almadılar. Diğer müşterilere engel olmasınlar diye. Sırayla içeri girmeye başladık ama bize sıra gelmedi. Dışarıda kaldık diye üzülürken şef garsonlardan birisi gelip isterseniz bizim yemek yediğimiz 4 masalı bir oda var oraya onaltı kişi alabilirim dedi. Bizde gittik, aç kalmaya niyetimiz yoktu. Epey dolanarak çıktık yukarıya kadar. Küçük ve işçilerin dolaplarıyla dolu bir yerdi. Ama ramazanın o güzel havasıyla orasıda bize çok güzel geldi.

Yemek faslı başladı ve iftarımız açtık. Şahane yemekleri yemeye başladık. Henüz buluşacağımız arkadaşlarımız gelmemişti ama onları bekleyemedik biz yedik. İftar vaktini yarım saat kadar geçerken artık odada olan kişiler kalkmaya başladılar. Arkadaşlarımızda o sırada geldi ve onlarda bizim yanımıza işçilerin yemek odasına çıktılar. On arkadaş odayı kaptmıştık. Eğlenerek yemeklerimiz yedik. Orada yapılan espiriler ve muhabbet süperdi, anlatılamayacak kadar.

Sultanahmet köftecisinden çıktıktan sonra sultanahmet meydanında dolaşmaya başladık. Pamuk şekerler, osmanlı macunları, kestaneler derken kendimizi kaybettik. En sonunda bir yerde mola verip çay içmek için oturduk. Epey yorulmuştuk ve çay kırizine girmiştik. Çayımı yudumlarken aldığım tadı başka zaman yakalayamam sanırım.

Gelen arkdaşlar kız arkadaşımın arkadaşlarıydı, hepsini ilk defa görüyordum ama çok cana yakın, çok candan arkadaşlardı. Kısa zamanda kaynaştık. Çoğu abim yaşındaydı ama benden daha gençtiler, hayat doluydular...

Yemekler yenildiğine göre gidip nargilemizi içelim dedik ve Tophanenin yolunu tuttuk. Her zaman gittiğim Çınar Altı nargileye gittim ve arkadaşlarda bizden hemen sonra geldiler. Üç dört saat eşi olmayan bir muhabbet döndü. Nargileler içildi. Tavlalar oynandı. Bu arada beş sıfır yenildim. Mehmet Abiden öğreneceğim çok şey var...

Çaylar kahveler bitti gitme zamanı geldi, bu güzel sohbeti, eğlenceyi yarım bıraktık ve biz kız arkadaşımla kalktık. Eve gitmesi gerekiyordu. Sohbet yarım kaldı çünkü doyamadım. Umarım en kısa zamanda tekrar böyle bir organizasyon yaparız. Çarşamba akşamı tanıştığım herkese çok teşekkür ediyorum...

Bu arada kız arkadaşımın hepinize selamı var...

10.05.2005

Kaynasma


Kaynaşma

İnsanların en büyük gücü iletişim galiba. Kendine birşeyler katmak istiyorsan iletişime geçeceksin. Bu geçen Cumartesi çok iyi anladım. Sevgili Ahmet abini hazırlamış olduğu bir sitenin ( http://www.e-mizah.com/ ) 2. yaşını kutladık. Sitenin üylerinden gelenler vardı. Bizde onur konuğu olarak gitmiştik buluşmaya :P pek bu tarz buluşmalara açık bir insan değilim aslında ama çok zevk aldım. Yeni insanlar, yeni yüzler farklı konular hep bir aradaydı.

Türkiye’nin çeşitli illerinden gelenler vardı, hatta bir kız isveçten gelmişti sırf bu buluşma için. Bu sayede değişik kültürleride tanımış olduk. Giresundan gelen arkadaşlar giresuna özgü müziklerle dans ettiler. Hem bizi eğlendirdiler, hem kendileri eğlendi. Böyle toplantılarda paylaşım en üst düzeye çıkıyor. Duyguları ve sevinçleri paylaşıyorsunuz hemde hiç tanımadığınız sadece ismini bildiğiniz kişilerle. Karşınızdakileri gözlemliyor ve öğreniyorsunuz.

Saatler geçtikçe üyeler birbirlerine daha çok kaynaşıyor, sanki kırk yıllık dostlar gibi muhabbet etmeye başlıyorlar. Sevinçlerini sıkıntılarını anlatıyorlar, çözümler arıyorlar. İşin özü iletişimde bulunuyorlar.

Bu Pazartesi de bizim hazırlamış olduğumuz http://www.kulturlu.com/ un buluşması vardı, nerdeyse 30 kişi vardı. Gün geçtikçe artan üyeleriyle bu site İstanbul Kültür Üniversitesinin öğrenci portalı olmak üzere. Hepsi arkadaşımız bir şekilde okuldan tanıdığımız veya simaları yabancı olmayan insanlar. Hepsi sanal ortamda bir araya geliyor ve her konuda sohbet ediyor, en son okul haberlerini alıyorlar.

Bundan önce bir kaç kere daha buluşma olmuştu ama bu en kalabalığıydı. Gün geçtikçede toplantılara katılanların sayısı artacak ve bir çok şeyi beraber paylaşacağız. İleri dönük planlar yapıp uygulamaya çalışıyoruz. Sosyal etkinliklerde bulunmak, spor müsabakalarına gitmek gibi. İnsanlar iletişimi kullandıkça birbirleriyle kaynaşıyorlar.

Sanal ortamın insanları asosyal yaptığı söylenir, ama böyle aktivitelerle sosyalleşebiliriz. Kendimizi topluma daha iyi ifade edip bundan haz duyabiliriz. Haydi arkadaşlar kaynaşalım...

E-mizah toplantısından görüntüler : E-mizah 2. yaş günü

8.13.2005

Neden bilgi edinemiyoruz

Ağustos ayında tatile çıktım. Tatile çıkmadan önce otoban geçişlerinde bana kolaylık sağlaması için OGS (Otomatik Geçiş Sistemi) cihazı almaya karar verdim. İnternetten Ziraat Bankasının sitesine girdim ve OGS ile ilgili neler gerektiğine baktım. Arabanın Ruhasatıyla şubemize başvurun gibi bir yazı vardı. Ertesi gün bankaya gittim ve bankadaki güvenlik görevlisine OGS için hangi numaradan alıp sıra beklemem gerektiğini sordum. Güvenlik görevlisine sordum çünkü bilgi alabileceğim bir yer gözüme ilişmedi. Gişe işlemleri bölümünden numara alarak bekledim. Yaklaşık 30 – 40 dakika. Bu sırada numaratörün orada duvarda asılmış yazıları inceledim. Duvarda ki yazılardan birşeyler öğrenebilmek çok zordu. Neredeyse biz bu bilgiyi verdik ama siz öğrenmeyin bilmeyin ve eziyet çekin der gibiydi. Uzunca inceledikden sonra emekli maaşları ile ilgili açıklamalar olduğunu anladım. Oraya bakmamdaki asıl sebep OGS ile ilgili acaba bilmediğim ve yapmam gereken birşey varmıdır diyeydi.

Sıram geldiğinde gişeye doğru ilerledim ve görevli memura numaramı vererek arabanın ruhsatını uzattım. O sırada memur telefonla bir arakdaşıyla muhabbet ediyordu. İlk önce araba vergisi ödeyeceğimi sandı ve o işleme koyuldu bana sormadan. Ben hemen müdahale ederek OGS almak istediğimi söyledim. Bu sırada bir dakikaya yakın bir zaman geçmişti. Memur telefonu kapattıkdan sonra işlemler için bilgisayarda birşeyler yapmaya başladı. O sırada birden durdu ve sanki yapması gereken ama unutmuş olduğu birşeyi hatırlar gibi oldu. Bana araba sizin üsütünüzemi diye sordu. Bende babamın üstüne olduğunu söyledim. Memur benim bu işlemi yapamayacağımı ve babamın bana bu işleri yapabileceğime dair bir yazılı ve imzalı yazı vermesi gerektiğini söyledi. Hatta böyle durumlar için hazırladıkları bir form olduğunu, verebileceklerini söylediler. Bu sırada gelişen bazı olaylarıda parantez içinde anlatayım. Arabanın benim üstüme olmadığını anlayan memur, bir an için tökezledi ne yapacağını şaşırdı. Hemen arkadaşına dönüp “arabanın sahibi değilmiş OGS verebiliyormuyuz?” diye sordu ve ekledi “ama arabanın sahibinin oğluymuş.” Arkadaşı “Hayır alamaz. Form doldurması lazım.” Dedi. Şimdi burada benim işlemi yürüttüğüm memurmu bilgisiz yoksa kurallar kesin değilmi gibi bir soru takılıyor insanın aklına. Bende o sırada babamın Antalyada olduğunu ve tatile çıkacağımı söyledim. Ama kesinlikle olmayacağını babamın bana vekalet vermesi gerektiğini söylediler.

Benim burada karşılaştığım şey neden Ziraat Bankasının web sayfasında yazmıyordu? Hadi bunuda geçtim ben yasal olarak bu arabayı kullanabilecek kişiler arasındayım. Araba için gerekli bir şeyi ben neden alamıyorum bu da ayrı bir soru. Acaba ben orada evet bu arabanın sahibi benim desem OGS sahibi olabilecekmiydim onuda çok merak ediyorum. OGS alabilme işlemim böylelikle son buldu.

Bir gün sonra Çanakkale üzerinden Akçaya gitmek için yola çıktık. Çanakkaleye gelmeden önce bir feribot iskelesi daha var adını unuttum şimdi. Çanakkaledekine göre daha küçük. Oraya gidecek yola saparak, küçük bir kasabaya geldik. Hiçbir yerde feribota gider diye yazmıyordu. Bir trafiğin içinde kaldık birden 2 şerit birden ilerliyordu. Bir baktım feribot sırası yan tarafımızmış. Yan tarafta olan arabaların çoğu bilinçsiz şekilde o sıraya geçmişlermiş.

Orada bir zabıta görevlisi veya ben zabıta sandım bilemiyorum. Bana geri dönüp sıranın en sonuna geçmemi söyledi. Tabi bunu insanca yapmadı ayrı mesele el kol işaretleri ve hakaret benzeri sözlerle. Neymiş biz kendimizi akıllı sanıyormuşuzda yandan sıraya girmeye çalışıyormuşuz. Sinirlendim tabiki böyle bir söze maruz kaldığım için. Sinirli sinirli nereye gittiğini bilmediğim bir yolda yeniden feribot sırasının olduğu yola bağlandım. Tamamen şans eseri oldu tabiki. Sıra bize geldi ve feribota bineceğiz. O sıra birde bilet alma telaşesi yaşadık o da ayrı mesele. Zor ve güç oldu ama feribota bindik.

Burda yaşanan zorlukları, ufak tefek açıklamalar ile çok basit hale getirebilirlerdi. Ama ne yazıkki bilgi vermeye korkuyoruz. Bu yüzdende eziyet çekmeye devam ediyoruz. Hepimizin başına geliyordur böyle şeyler. Artık birazda bilgilendirici davranılsa iyi olmazmı? Bizlerde eziyet çekmekten belki kurtulurduk.

8.11.2005

Hayata geçiyor...

Blog sitem hayata geçicek galiba :-)

2.06.2005

Blog nedir? Ogrendim sonunda :)

Merhaba,
blog günlük demekmiş bunu öğrendim en sonunda. Hayatıma blog kelimesini kazandıran Burak Kaynak'a teşekkürler bu arada. Bundan sonra umarım birşeyler yazarım buraya. Yazılarıma devam etmek umuduyla...