Volkan Midilli

10.14.2005

Ramazan ve Sultanahmet

Çarşamba günü arkadaşlarla Sultanahmette buluşup iftar yapacaktık. Ben kız arkadaşımla sultanahmete iftar vaktinden yaklaşık kırkbeş dakika önce gittim. Her sene kurulan dükkanları gezdik. Geçen senelere göre daha güzel olmuştu. Bu sene hipodromdaki iki caddeye dağıtmışlar dükkanları ve geçen senelerdeki izdihamı önlemişler. Dükkanlar arasında tarihi eserlerle dolu bir meydan oluşmuş. Bu meydana Hipodrom denilirmiş eskiden. İçerisinde Alman çeşmesi, Theodosius Dikili Taş, Konstantin Sütunu (Orme Odelisk), Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun) eserlerini barındırıyor. Bu meydanı gezerken tarihimizin ne kadar zengin olduğunu birkez daha fark ettim ve haklı olarak gururlandım.

İftara yirmi dakka kala tarihi Sultanahmet köftecisinin önündeydik ama elli kişiye yakın bir sıra vardı. Diğer arkadaşlarımızla burada buluşacağımız için sıraya girdik ve bekledik. İftar vaktine on dakika kalana kadar içeriye iftar yapacak olan kişileri almadılar. Diğer müşterilere engel olmasınlar diye. Sırayla içeri girmeye başladık ama bize sıra gelmedi. Dışarıda kaldık diye üzülürken şef garsonlardan birisi gelip isterseniz bizim yemek yediğimiz 4 masalı bir oda var oraya onaltı kişi alabilirim dedi. Bizde gittik, aç kalmaya niyetimiz yoktu. Epey dolanarak çıktık yukarıya kadar. Küçük ve işçilerin dolaplarıyla dolu bir yerdi. Ama ramazanın o güzel havasıyla orasıda bize çok güzel geldi.

Yemek faslı başladı ve iftarımız açtık. Şahane yemekleri yemeye başladık. Henüz buluşacağımız arkadaşlarımız gelmemişti ama onları bekleyemedik biz yedik. İftar vaktini yarım saat kadar geçerken artık odada olan kişiler kalkmaya başladılar. Arkadaşlarımızda o sırada geldi ve onlarda bizim yanımıza işçilerin yemek odasına çıktılar. On arkadaş odayı kaptmıştık. Eğlenerek yemeklerimiz yedik. Orada yapılan espiriler ve muhabbet süperdi, anlatılamayacak kadar.

Sultanahmet köftecisinden çıktıktan sonra sultanahmet meydanında dolaşmaya başladık. Pamuk şekerler, osmanlı macunları, kestaneler derken kendimizi kaybettik. En sonunda bir yerde mola verip çay içmek için oturduk. Epey yorulmuştuk ve çay kırizine girmiştik. Çayımı yudumlarken aldığım tadı başka zaman yakalayamam sanırım.

Gelen arkdaşlar kız arkadaşımın arkadaşlarıydı, hepsini ilk defa görüyordum ama çok cana yakın, çok candan arkadaşlardı. Kısa zamanda kaynaştık. Çoğu abim yaşındaydı ama benden daha gençtiler, hayat doluydular...

Yemekler yenildiğine göre gidip nargilemizi içelim dedik ve Tophanenin yolunu tuttuk. Her zaman gittiğim Çınar Altı nargileye gittim ve arkadaşlarda bizden hemen sonra geldiler. Üç dört saat eşi olmayan bir muhabbet döndü. Nargileler içildi. Tavlalar oynandı. Bu arada beş sıfır yenildim. Mehmet Abiden öğreneceğim çok şey var...

Çaylar kahveler bitti gitme zamanı geldi, bu güzel sohbeti, eğlenceyi yarım bıraktık ve biz kız arkadaşımla kalktık. Eve gitmesi gerekiyordu. Sohbet yarım kaldı çünkü doyamadım. Umarım en kısa zamanda tekrar böyle bir organizasyon yaparız. Çarşamba akşamı tanıştığım herkese çok teşekkür ediyorum...

Bu arada kız arkadaşımın hepinize selamı var...

2 Comments:

Post a Comment

<< Home